30 Aralık 2011 Cuma

deneme...yanılma...


hayatı sordum. sorma sorgula dedi
sorgulamaktan yaşamaya vakit kalmazsa dedim
yaşanılacak onca şey varken zaten çok kısa dedi




pişmen gerek dedi.
pişmek için dedim.
yanmak gerek dedi
acısına dayanamam dedim.
dayanabildiğin kadar dedi
ya sonra dedim.
sonrası HİÇ dedi





 
 
 
 
 

26 Aralık 2011 Pazartesi

...

tutamayacağım sözler vermek istiyorum hayata...
nasıl ki hayat beni kandırıyor ben de onu kandırmak istiyorum



göz yaşının tatlı olduğuna inandırmak istiyorum mesela onu...

20 Aralık 2011 Salı

aşk faşisttir...


aşk faşisttir; hem de öyle bir faşisttir ki
aşk çerçevesi altında acıya çıkan her yol mübahtır.
liberaldir de aşk, acıya çıkan yolları ardına kadar açar da
iyi birşey yapmış gibi sunar hiç utanmadan ilk başlarda
aşkın komunizm yanı da vardır.Eşit sevgi sözkonusudur,
nedense biri diğerinden çok oldu mu aşk olmazmış onun adı
haa aşk muhafazakardır da...hep aynıdır değişmez
hepsi bir yana öyle bir devrimcidir ki aşk; bozar tüm ezberleri
kendi otoritesine karşı gelecek kadar da anarşisttir bir de...
aşk monarşisi altında kölesidir onu yaşamaya çalışanlar
bir tek demokratik değildir aşk...
çoğunluğun dediği olmaz hiçbir zaman...
sen nihilist duygularla başetmeye çalışadur
aşkta yalnızlık ne derse o olur...

10 Aralık 2011 Cumartesi

özlüyorum...


hoşgeldin demeni özlüyorum
geceden kaldığımızda günaydın demeni özlüyorum
beraber film seyretmeyi. sinemaya gitmeyi özlüyorum
tavla oynamayı özlüyorum seninle
son zarla beni yenmeni özlüyorum
özlüyorum okul anılarından konuşmayı
bana kızları anlatmanı özlüyorum
cam kenarında şarkı söylemelerimizi özlüyorum
dışarda kar yağarken dondurma yememizi özlüyorum
futbol muhabbeti tat vermiyor artık
parkta çekirdek çitlemeyi özlüyorum
işte bu özlemlerin ortasında
yıkılmış hayallerin kuytusunda
hoşgeldin demeni bekliyorum

28 Kasım 2011 Pazartesi

hangisi daha çok?

hangisi daha çok?
elimizdekiler mi

elde edemediklerimiz mi?
yoksa

elimizdeyken kaybettiklerimiz mi?

herkes kaybetmiştir birşeyleri bu hayatta
çoğu zaman da umulmadık bir şekilde kaybetmiştir
hesaba katılmayan başa gelmiştir
adına da hayat denmiştir


bu muydu gerçekten hayat?
biz planlar yaparken başımıza gelenler miydi?


can yücelin dedikleri geliyor aklıma

"Ne sahip olduğundur hayat, ne de umdukların bunca zaman. Yüreğin kadardır hayat!
Seviliyorsan renkli, seviyorsan siyah beyaz..."

16 Kasım 2011 Çarşamba

herşey sırayla...

ben kimim nerdeyim
hangi zamandayım
hangi zamanın zindanındayım
neler var gizli bahçemde
neler var söyleyemediğim ama kalbimde

belki yalnızım belki yalnızlığa tutsak
volta atıyorum durduğum yerde ağır aksak
a benim deli ruhum boşver uzakta kalsın uzaklar
bana göre değilki rafine mutluluklar

bırak bu çabayı yaşa karınca kararınca
söylesene ne olacak sanki abad olunca
hele ki bencilliğin kol gezdiği bu dünyada

ne yer var sevgiye ne de vakit sevmeye sevilmeye
giden gitti bak bir tutam da acı bıraktı geriye

ne zaman sıra gelir ki acaba ebedi uykuya

5 Kasım 2011 Cumartesi

Kardeşimin anısına...

hayat soruyorum sana
nedir bu düşmanlık bana
nedendir bu saçma ızdırap
neden her doğrulmaya çalıştığımda çelme takıyorsun bana
garezin mi var yoksa
bu kadar istekle tutunmuşken sana
maviliklerine bırakmışken kendimi
yeşilinde kaybolma hevesindeyken ben
sen alıyorsun birer birer sevdiklerimi
birinin acısı soğumadan diğeriyle sınıyorsun beni

ne yaparım bundan sonra bilmiyorum
kalakaldım hayallerimi gömdüğüm yerde
elimde bir fotoğraf kulaklarımda kardeşimin sesi...

söyleyen: alper doğan

24 Ekim 2011 Pazartesi

bir yer var biliyorum...

kurşunlu 2009 















insanları olduğu gibi kabullenmeyi öğreniyorum sanırım gün geçtikçe.
gün geçtikçe anlıyorum bireyin bireyselliğini.
Ben nasıl kendi açımdan bakıyorsam olaylara başkaları da
kendi açılarından bakıyordur olgusu içinde
hayatın anlam bütünlüğüne karşı durmak yerine
arka çıkmayı becerebiliyorum artık.
Daha şeffaf, daha berrak artık herşey
soru işaretleri de azalıyor...
Şeritlerin sayısı azalıyor önümdeki yolun
ama önümdekilerin de arasına set kuruyorum nedense hala
yolun sonu nereye çıkar bilmiyorum ama her şerit azalışında
daha net bakabiliyorum sonuna.
Anın gerçekliğini sevmeye başladım.
Anı yaşayabilmeyi sevmeye bvaşladım.
Hal böyle olunca insanlardan da birşey beklememeye başladım.
Haa eksik olan şeyler yok değil hala ama
güzellikleri tünelin sonundaki ışığın saflığı gibi görebiliyorum artık.
Mavi daha bir mavi yeşilse hiç olmadığı kadar yeşil sanki
kıpkırmızı domateslerimi yetiştirebilmeme az kaldı bu mavi ve yeşiller arasında
doğa da gülümsüyor gibi sanki bana gri kentimde
gülümsüyor bana içten içe.
hava soğuk şimdilerde ama üşümüyorum nedense
doğa cesurca açmışken kollarını bana üşümüyorum ben de
doğanın bütünlüğüne bırakasım var kendimi
herşeyi barındırırken içinde bana da bir yer vardır haliyle
sadece bana ait olan bir yer ufak da olsa bana ait
benim ben olduğum, benliğimle bütünleştiğim
yalanlardan riyalardan uzak sessiz ve derinde bir yer
beni ben yapan herşeyle birlikte
görmedim daha önce böyle bir yer
çıkmadı karşıma okuduğum kitaplarda
sayfalarca ciltlerce anlatılanların arasında
betimlemelerin gölgesinde kişiselleştirmelerin çıkmazında
bulamadım ama şimdi daha bi eminim sanki
bir yer var biliyorum öyle bir yer var...
unuttuğum ilk harflerin sonrasında
gelenlerin oluşturduğu isimleri ardımda bırakarak
gitmek istiyorum sadece o yere

16 Ekim 2011 Pazar

yağmurun altında

photo by katsumoto
...
Yanıtsız bir yaşamdı erdemimiz
Herkes içindi ve kimse içindi
Okunmamış bir yazı, umudu doyuran,
Duaları düşünmek neye yarar
Kurgular tutuşturdu bacalardan.

Yirminci yüzyılı taşıdım
Tedirginliğimizin zorbalığıdır sanrılar
Ve tohumun beklenmedik gürültüsüyle
Çıplak su gibi yinelenir zaman
Gökyüzünde usumuzun dirliği
....
Yiminci yüzyılı yaşadım
Parlak suyunda boğulmuş sahipsiz
İnsan yeryüzünde durur, bulutlar
Bulutlar düşümüzde doludizgin
Soylu bir çılgınlıktı gündemimiz.
....
Mevsimler kurgularla oyaladı bizi
Tarlaya bırakılmış bir at gibi
Bağlı, yalnız ve özgür,
Umudumuz sabrın tutamadığı ırmak
Umutsuzluğumuz insan kalmak içindi.

Yirminci yüzyılı yaşadım
Dingin karştlıkların adını bulmalı
Sel gibi kuruyor yaşlılık, gençlik
Sanki melekleri gördük uzun saçları
Tanrının unutkan kuzgunu idik.

Nasıl unuturum ey doğa
Bana bir diyeceğin vardı, kalakaldım,
Vaktim yetmedi, ölüm kalım,
Bütün yüzyılları yaşadım
Vaktim yetmedi anlamaya.
...
Oysa ne cok gecmis var, ne cok zaman
Ne cok gelecek, ne az zaman
Benzerlikle karşılaştık, susalım,
Kapalı bir avuçtur sözcük
Neden açıp da sormak ister insan?

Sorup da dönenimiz yok.
....
dingin ol ruhum, belki uzaklarda
Bir yerde nicedir ilk dizeleri
Yaratılıyor acıklı destanımızın
Çağlar sonra hayranlıkla okunmak için
Belki benzer umursamazlığımız kahramanlığa.
....
Martılar gibi yağmurun altında

M.C.Anday

2 Ekim 2011 Pazar

ey aşk...


pervane gibi dönüp duruyorum.
başı sonu belli olmayan bir yolculugun icinde
dolasıp duruyorum amacsız bir basıma.
ne aradığımı bilmeden bulmaya çalışıyor gibiyim sanki
içimden biseyleri arıyorum icimde uzak olan biseyleri
içimde uzak olup uzaktaki yakını arıyorum yakınmış gibi bana benden.
belki de sende olanı arıyorum ey aşk belki de
belki ne bende ne sende olanı arıyorum
teslimiyet desen sende huzur desen geçmişte
kabul etmiyor gibiyim sanki gercek olduğunu bildiğim halde
hissediyorum varlığını ama uzaktan geliyor gibi sesin
çağırıyor gibisin beni ey aşk çağırıyor
sen çağırıyor gibisin de vekaletin hiç yakamı bırakmıyor
bırakmıyor lanet olası yalnızlık
razıyım her bedeli ödemeye her kefareti
tükenmesin umudum yeter ki

19 Eylül 2011 Pazartesi

güvenmek istiyorum...


güvenebilmek her durumda her koşulda
bırakıp da kendini bir kenera
diğer tüm değişkenleri sabit kılarak

her değişkeni tek tek kendi icinde düsünmek
sonra ikili ikili ve devamında artarak devam eden bir döngü içinde düsünmek
ama hangi koşulda hangi şartlar altında olursak olalım
sabırla (direnerek) sebatla güvenebilmek

tekdüze bir hayatta
tekfikirli zihinler arasında
rableştirilen kulların hegomanyasında
avaz avaz  düşünebilmek ve yine hangi ahval icinde olursak olalım
güvenebilmek...

güvenebilieceğin ne varsa ona güvenmek


bir yol var önümde bir yanı uçurum
girmemek benim elimde yaşayabileceğim güzel bir hayatla birlikte
girersem eğer vazgeçerek kendimden bir tutam dahi olsa  ışık yakabilme şansı önümde
işte bu durum içinde güvenebilmek istiyorum...

14 Eylül 2011 Çarşamba

Olmalı mı? olmamalı...


Ne zaman ölümü düsünsem içimdeki çığlığı bastırmaya çalışmak zorunda kalıyorum
Unutmaya calısıyorum öyle anlarda... Ne de olsa ne kadar kendinden emin olsam da
elleri bombos biri olarak acziyetimin farkına varıyorum ölüm karşısında.
Geçirdiğim bütün bu anlamasız hayatta hic degilse bu gerçeğe sahibim diye düşünüyorum 
Bunca boşluk icinde sanki bütün yasamımda kendimi haklı cıkarmak icin calısmısım
Bile bile Tanrınınkinin yanında benim saçtığım adaletin hicbirsey olduğunu
Başkalarının seçtiği, kabullendiği hayattan , yazgıdan bana neydi ki?

Ne diye düsünür, yorum yapar, doğru bildiğim seyi söylersem...
Beni ne ilgilendirirdi ki bu durum.
Beni ilgilendirmeyecek bir şeyle neden ilgilenecek vaktim olsun ki
Olmamalı

4 Eylül 2011 Pazar

Durak


Vardır herkesin hayatında bitmek bilmeyen yolculuklarının mola yerleri
Devam edebilmeleri icin güc topladıkları kendini yeniledikleri yerler vardır
Kimi zaman bir dostun samimiyetidir o duraklar
Kimi zaman da bir sevgilinin sıcacıık gülümsemesi en derinden


kervansaraymış gönlüm ben onu farkettim
giden geri gelmese bile yerini ayırttığım

hem yolcu bilir bu durumu hem de hancı
gidenin ardından bakmaksa en büyük acı

çıksa biri tutsa elimden bırakmamacasına
kurtarsa beni o saraydan katsa kervanına

gelmemiş olsa gerek daha yolculuk vakti
aç gönlünü sen; bak bir yolcu daha gitti

24 Ağustos 2011 Çarşamba

değişmiştir birşeyler



Bazen elinde olmaz insanın bir seyleri değiştirmek
Değişmesini istersin ama başkasının insiyatifindedir
Çok istersin hem de çok ama birsey gelmez elinden
Beklemekten baska hic birsey gelmez malesef

İçin içini yer de söyleyemezsin icindekileri
Haykıramazsın beynini kemirenleri tek bir nefeste
Karışdakinin anlamamazlıktan geldiğini düşünürsün bir de
Nedense acı çektirmek istiyordur sanki sana

Daha kötüsü o dur ki farkında bile değildir karşıdaki
Keşke acı çektirmek için yapıyo olsa dersin hatta
Bir yanın isyan eder buna bir yanınsa umut eder hala
Ve karşıdaki susar hala oysaki o sustuğunda
Sadece sen duyardın kalbinden geçenleri
Ve anlarsın ozaman birşeylerin değiştiğini...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

KAÇIŞ...



Sahte kahramanlıklar peşinde olmadım hiç
Olmalı mıydım bilmiyorum.
Doğru bildiklerimi söylemekten çekinmedim.
Çekinmeli miydim bilmiyorum.
An neyi gerektiriyorsa öyle yaşadım.
Doğru mu yaptım bilmiyorum.

Dost diye tanımladıklarımı kollamaktan, korumaktan
Yanlıştan uzak olmalarını sağlamaya çalışmaktan
Vazgeçmedim.

Bir yerlerde yanlış yapmışım
Nerede onu da bilmiyorum...

Bilsem düzeltmeye çalışır mıydım?
Belki... Belki de çalışmazdım...
Ama yok çalışmazdım.

Hem çalışsam ne olacak ki
Buldum diyelim yanlışı
Düzeltebilecek miyim geriye

Bak ne güzel herkes bir yol tutturmuş gidiyor
Herkes mutlu... Olmasa bile öyle görünüyor

Boşa kürek sallama isteği niye var ki
Sanki herşey bende bitiyormuş gibi
Her neyse
Evet saçmalıyorum bu günlerde...

17 Temmuz 2011 Pazar

Siz Bizi Anlamasanız da Ne Çıkar ???

 ......
Bir oyun başka olamaz oyundan gibi
Bir söz başka olamaz sözden gibi
Bir şey başka olamaz bir şeyden gibi
Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da
......
Edip Cansever

14 Temmuz 2011 Perşembe

Kardelen stajerlerim vardı benim :))

Stajerlerin son günüydü bugün iş yerinde. Henüz lise yıllarında olan 3 tane stajerimiz vardı. Gençliğin vermiş olduğu o tadına doyum olmaz bir heyecana sahiptiler. Bir yandan ürkek bir yandan da çok cesurdular. Kendi staj günlerimi de hatırlatmadılar değil hani. O zaman bana nasıl davranmalarını beklediysem onlara da öyle davranmaya çalıştım elimden geldiğince. Okulda ellerinden düşmeyen tornavidayı burda ellerine almalarını söylediğimde titremeye başlamıştı o eller. Ben staj yaparken ne kadar oturduysam bunlara o oranda iş yaptırdım ve titremiyordu artık o eller staja ilk başladıkları zamanki gibi...Öğrenmeleri için hep sorular sordum. Yaptıkları işi niye yaptıklarının farkında olmalarını istedim. Kavramlar kullanarak yaptıkları açıklamaları ezbere yapmamalarını istedim. Kullandıkları kavramların ne olduklarını bilmelerini istedim. Her verdikleri cevap "Neden" le başlayan bir başka soruyu getirdi devamında. Sonra akıllandılar tabi onlar soru yağmuruna tutmaya çalıştılar beni :)) Hatta dün öğleden sonra sınav bile yaptım onları. Sorduğum son soru ise iş yerinin telefon numarasıydı :)) Hepsi şaşırmıştı o soruyu görünce. Bu sabah ilk olarak sınavlarını okuyup okumadığımı sordular. Sınav sonuçları hepsinin yüzünü güldürmüştü. Yaptıkları işte başarıya ulaşmanın hazzını yaşamışlardı o an. Biri dayanamadı ve o son soruyu neden sorduğumu öğrenmek istedi. Belki ilerde ararsınız bizi diye cevap verdim. Onların hayatında nasıl bir yer edindiğimizi, onlara birşeyler katmış olduğumuzu, birşeyler öğretebilmiş olduğumuzu ve bize ne kadar değer verdiklerini verdiğim cevap sonrası gözlerinde oluşan iki damla yaşı görünce anladım. O an mutlu hissettim kendimi. Bu hayatta iyi bişey yapmış olmanın tadını ilk defa bu denli yoğun bir şekilde hissettim. Öğretmenliğe kutsal meslek denmesini de o an anladım. Belki bunlardan çok daha iyi stajerlerim olacak ilerde ama ben bu ilk stajerlerimi hiç unutmayacağım.


11 Temmuz 2011 Pazartesi

Gece...


Gece... şu sıralar tek arkadaşım belki de...
Ümitsiz olduğum zamanlarda olduğu gibi yine
Umut en büyük kötülüktür; işkenceyi uzatır demiş Nietzsche.
Ne güzel demiş diyor
Penceremden görünen tek yıldızın da gökyüzünden kaydığı gece...
İnatla tek arkadaşımı da elimden almaya devam ediyor güneş her sabah
Bense arkadaşıma kavuşma işkencesi altında işe gidiyor, maskemi takıyor, Beni görenlere yaşama sevinci katıyorum.Kah güldürüyor kah düşündürüyor Tek başıma kalınca da sahneden kahkalar ve alkışlar arasında uğurlanan Palyaço misali maskemden arınırken iki damla da yaş siliyorum gözümden.
Bir tek gece anlıyor beni nedense bir tek gece...
Şu sıralar tek arkadaşım belki de...

7 Temmuz 2011 Perşembe

...Hayata Dair... -vol.2-


Yalnızım bugünlerde.Kendimle geçiriyorum vaktimin çoğunu.
Tek başıma yemek yiyor, tek başıma televizyon seyrediyor, tek başıma uyuyorum.
Haa bir de puzzle aldım; tek başıma yapıyorum.
Bitirdiğim vakit çerçeveletip asmayı düşünüyorum odamın duvarına.
Güzel bir manzara resmi.
Ağaçlar arasında görünen nehrin ufkunda batan güneşten arta kalan ışın demetleri var resimde.
Güzel olacağını düşünüyorum. Düşünmekten de ziyade istiyorum aslında.
Hayat denilen şey de puzzle gibi sanki.
Önce kenarlarından yapmaya başlanır ya hani puzzle;
Hayata da bir köşesinden tutunmaya çalışıyorum...

5 Temmuz 2011 Salı

LİSE YILLARI...ne güzelmiş oysa ki...

Odamı düzenledim bugün. gereksiz bir sürü şey çıktı. çöpe attım hepsini. beni eskiye götüren birkaç da anı geçti elime. lise yıllarından kalma yıllığımı buldum mesela. yıllık dediysem bizimki cd şeklindeydi malum kitap pahalı oluyordu biz de cd yaptırmıştık. izledim neler yazmışız acaba diye. hepimiz ayrı ayrı şarkı seçmiştik hatırladım kim hangi şarkıyı seçtiyse onun ismine tıkladığımızda o şarkı çalıyordu. haluk levent'in "dostum" parçasını seçmiştim ben. dost edindiklerime ithaf olsun diye. onları hiç unutmayayım diye. unutmadım da zira. neredeyse bir çok kişiye yazı yazmışım sağolsun birçoğu da bana yazmış. kiminde güldüm kiminde hüzünlendim okurken bir yandan da taa o zamanlara gittim. Özlediğimi anladım o günleri. Telefonumu elime aldım kaç kişi var diye rehberde. baktım 6 kişi varmış o günlerden. az mıydı bu sayı çok muydu bilemedim. çok da ilgilenmedim zaten çünkü hergün okula giderken çıktığım yokuşu çıkıyordum o an. sırada beklerken önümdeki kızın saçıyla oynuyordum. merdivenlerden çıkarken de çantasıyla :) evet biraz muziptim gerçi herkes severdi o halimi yakışırdı bana vesselam :) sonra sınıfın tozlu kokusunu içime çektim oturduğum sandalyemde. sırama oturdum. kardeşim bellediğim dostum geldi peşimsıra oturdu o da yanıma. onun yazısını açtım hemen ne yazmış acaba bana diye. ne yazacak akşam görüşelim kardeş yazmış :)) güldüm bir yandan da gözlerimde peyda olan iki damla yaşı silerken. önde otururduk biz hemen öğretmen masasının önünde. çalışkan olduğumuzdan değil hocayı oyalamak için elimizden geleni yapardık bir de sınavlarda çok daha kolay kopya çekiliyordu önde :))zil çaldı . bethoven in parçası değildi başka bişeydi. okul ziliydi sonuçta :) bir başka dost bildiğim kişinin yazısını okudum. hiç ayrılmayacağız falan yazmış. ben kendimi sana unutturmam ki zaten demiş. iyi ki de demiş... bir kaç damla daha sildim gözümden haluk levent burda herşey sahte dostum derken...

4 Temmuz 2011 Pazartesi

...cacık...

Sözüm meclisten dışarı dostlar
Bugünlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum
Hani dilim dilim doğrasalar beni
Marmara Ege Karadeniz ve hatta Akdeniz cacık olur diyorum

Derdim öylesine büyük ki dostlar
Kırka yarıp yine kırka bölseler
Ve kırk bostana gübre diye serpseler
Kırkbin tane ot biter de kırkbin derde deva olur diyorum

Ne oldu bana böyle durup dururken
Oğlan aldı başını gitti kız zaten lafımı dinlemezdi
Düğmem kopuk paçam sökük oramda buramda çengelli iğneler
Bir de çengelli iğne nazar bozar derler

Hanımın çorabı kaçık başında bigudiler
Karabaş bile, karabaş bile suratıma bakıp bakıp havlıyor
Öğünmek gibi olmasın ama dostlar
Kendimi hıyar gibi hissediyorum

Hani ince kıyım doğrasalar beni Akdeniz cacık olur diyorum
Ve hatta Atlas okyanusu ve hatta Hint okyanusu
Ve hatta hatta Büyük okyanus bile cacık olur diyorum
Böyle cacığa rakı mı dayanır

Çivi çiviyi söker derler soğuktan donanı buzla ovarlar
Ben zaten yanmışım dostlar peki beni fırına mı koysalar
Zeytin suyuna kuru ekmek böyle gelmiş böyle gidecek

Barış Manço

2 Temmuz 2011 Cumartesi

...kaybetmek...


Kaybediyorum cümlelerimi
Cümlelerimde kurduğum hayalleri
Hayallerimde kurduğum cümleleri
Kaybediyorum.

Dilimin ucuna gelen gerçekleri
Söyleyemeden yutkunduklarımı
Acı çekmek pahasına sustuklarımı
Kaybediyorum.

Kaybediyorum bugünümü ve yarınımı
Beni ben yapan tüm iyi anılarımı
Beni benden alan dostluklarımı
Kaybediyorum.

Yalan sandığına kilitlediğim gerçekleri
Ruhunu şeytana satmış naçar bedenimi
Bataklığa saplanmış yüreğimdeki o sevgiyi
Kaybediyorum...

24 Haziran 2011 Cuma

NE ZAMAN


Üstünden kaç zaman geçti bilmiyorum
Aynada yansıyan yüzümde
Gözlerini göremediğim günden bu yana
Kaç zaman

Elimdeki kahve fincanı tüyo veriyor sanki
katran karası olmuş rengiyle...
bir o kadar da soğuk haliyle

Rüzgar esiyordu o gün dışarda
ağacın yaprakları oyun oynuyor gibiydi sanki
Şimdi kah görünüp kah kayboluyor güneş hüzmeleri
Dimağımdaki sözlerin gibi söylediğin giderkenki

Zaman diyorum herşeyin ilacı zaman ama ne zaman !!!

22 Haziran 2011 Çarşamba

BUGÜN

Bugün geçmişte kalan tüm yaşanmışlıkların bir anlam ifade etmediği gün...
Geçmişte söylenmiş tüm sözcüklerin, edilmiş tüm yeminlerin, vesaire vesaire

Bugün farkındalığın farkında olmadan geçen günlerin yasının tutulduğu gün...
Nereden geldim nereye gidiyorumun cevabı olmadan yaşanılanların vesaire vesaire

Bugün son mektubun da yakılarak küllerinin pencereden rüzgara salındığı gün...
Tüm fotoğrafların, tüm heyecanların külleriyle birlikte vesaire vesaire

Bugün evet bugün yarının başlaması umuduyla dünün bittiği gün...
Her solukta hayatın yaşandığı, yaşanılan her anın farkında olunduğu vesaire vesaire

5 Haziran 2011 Pazar

söylü"yorum"


Bıraktıkça kendini hayatın akışına
Ruhuna gem vuran esaretin inadına
Sevgiyle bakmaya devam eder gözlerin
Yaşadığın sürece o anları hoyratça

Bakma, sakın ardında bıraktığın adlara
Hadi; sen de haykır aşkını İstanbul'a
Yer etmesin cevapsız sualler dimağında
Daha ne türküler yakılacak elif uğruna

Giderken dönüp bakabilir misin ardına
Yıkılmaksızın dört başı mamur edasıyla
Güvenmekten bıkmaz mısın içindeki umuda
Yanlışlar yapabilir misin inancın uğruna

Giden gider de kalan yelken açar yalnızlığa
Sadece kendisinin duyduğu nidalar arasında
Avunmayı öğrenir öğrenmesine de kabullenemez
Özenle kurduğu hayallerin hayat bulamamasına

Kapatmasına kapatır da o kapıları bilmez ki
Arkasında kalmıştır özenle büyüttüğü hayali
Yenisini açmaya yetmez kapatırkenki cesareti
Çünkü insan yenileyemez anca yineler kendini

Hayat sadece onunla değil; her solukta
Sen güzelce yaşamaya bak sade onu arama
Kimseyi de ortak etme içindeki yolculuğa
Ne ardına bak ne de ısmarlama aşklara...

2 Haziran 2011 Perşembe

Soruyorsun ya bana...


Güneş hergün lütuflarıyla doğar sanma
Her gülen yüze inanıp da sakın ha kanma
Soruyorsun ya bana ne istiyorsun  diye
Gül bahçesinde cehennem azabıyla yanma

Tutunmaya çalışma sağlam görünen her dala
Hele bir dur, bir düşün de önce bir anla
Soruyorsun ya bana nedir bu endişen diye
Dayanamam görünce gözlerinde bir damla

1 Haziran 2011 Çarşamba

YaRiM HaZiRaN


Photo by Mavinin Güncesi
Kimbilir kaç baharı birlikte uğurladık seninle...
Kimbilir kaç yazı karşıladık kan ter içinde...
İlhamısın ergenlik şiirlerimin, o ilk Haziran’dan beri...
Yaşgünlerimin fener alayı, ilkyaz günahlarımın tanığısın...
Tanığısın yüzüme düşen gözlerin, tenime değen ellerin...
Senle başlayıp, sende bitirdim bunca yılı...
Sendin hararetli yılsonu muhasebelerimin değişmez takvim yaprağı...
Tutkunum sana... sadık, itaatkar ve hayran.. ...
Yarim Haziran...!

Hasretle bekleyip iple çektim gelişlerini çoğu zaman...
Sen hep iki bahar arasında, hazlar zamanı çıkageldin; eteklerinde ilkyaz
coşkuları ve isyanlarla...
Haziranlarda aşık, haziranlarda pişman, haziranlarda ergen ol¤dum.
İşte burada yıllar yılı getirip, iadesiz taahhütsüz önüme atıverdiğin eski yaşlar... kimi hakkınca yaşanmış, kimi belki hiç yaşanmamış... kimi çocuk, kim genç, kimi olgun...
Her serin baharın ardından yaz kokulu yıldız müjdeler taşıdın bana... hararetli ve çıplak Temmuz akşamları vadettin... peşisıra hazan geldiğini hissettirmeksizin bir süre...
Gün oldu tomurcuk olup çiçek çiçek boy verdin; gün oldu şiddet yüklü bir öfke bulu¤tuna tutunup seller yağdırdın gecikmiş bahar dallarının üzerine... hazırlıksız... insafsız...
Öncesiz ve sonrasız aşklarda oyaladın beni...
Kimi gerçek, çoğu yalan...
Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi öğrettin...üzerine kırağı düşmüş beyaz bir gül kadar taze... bir o kadar kusursuz...
Anladım ki, Haziran'da sevmek yaman...
Yarim Haziran..!

Ocaklar kurdum sıcacık... Aşım, eşim, işim oldu katıksız, riyasız... Oğullar ve gecikmiş heyecanlar verdin bana...
Gidemediğimiz uzak denizleri çocuklarımıza isim yaptık... onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi...
Geride kırık dökük onlarca Haziran bırakarak karşıladık yarınları... Ve sen bağışladın hatalarımı yılsonu bilançolarında... Sorguda ele vermedin beni... Tanıyamadılar kimlik tesbitinde bedenimi, kalbimi...
Kimbilir kaç sırrı sakladın... kaçını ele verdin... o gecikmiş hesaplaşmalarda...
Sen ilkyazdan alıp güze açarken kapılarını... ben yazın sarhoşluğundan sonbahar serinliğinde aydım.
Seni beklerken kendime vardım.
Yadsıyamam: Sevildim ve sevdim çoğu.. zaman...
Müsebbibi sensin... Yarim Haziran...!

Kalbim büyüse de büyümedi içimdeki çocuk..
... ama zamanla olgunlaştı Haziranlarım
Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi...
Eski mektuplar ve sepya renkli fotoğraflarla dolu bir albümde hayatım... Haziran doğumlu...
Kulağımda bir şiir Hasan Hüseyin'den artakalan:
'"Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/yaralı bir şahin olmuş yüreğimi uy anam anam.../Haziran'da ölmek zor\"...
Lakin doğmak da zor Haziran\'da...
Yaz kapıyı çalsa da;
... biliyoruz sonu hazan...
Yine de seviyorum seni...
Yarim Haziran..!
Can Dündar