24 Haziran 2011 Cuma

NE ZAMAN


Üstünden kaç zaman geçti bilmiyorum
Aynada yansıyan yüzümde
Gözlerini göremediğim günden bu yana
Kaç zaman

Elimdeki kahve fincanı tüyo veriyor sanki
katran karası olmuş rengiyle...
bir o kadar da soğuk haliyle

Rüzgar esiyordu o gün dışarda
ağacın yaprakları oyun oynuyor gibiydi sanki
Şimdi kah görünüp kah kayboluyor güneş hüzmeleri
Dimağımdaki sözlerin gibi söylediğin giderkenki

Zaman diyorum herşeyin ilacı zaman ama ne zaman !!!

22 Haziran 2011 Çarşamba

BUGÜN

Bugün geçmişte kalan tüm yaşanmışlıkların bir anlam ifade etmediği gün...
Geçmişte söylenmiş tüm sözcüklerin, edilmiş tüm yeminlerin, vesaire vesaire

Bugün farkındalığın farkında olmadan geçen günlerin yasının tutulduğu gün...
Nereden geldim nereye gidiyorumun cevabı olmadan yaşanılanların vesaire vesaire

Bugün son mektubun da yakılarak küllerinin pencereden rüzgara salındığı gün...
Tüm fotoğrafların, tüm heyecanların külleriyle birlikte vesaire vesaire

Bugün evet bugün yarının başlaması umuduyla dünün bittiği gün...
Her solukta hayatın yaşandığı, yaşanılan her anın farkında olunduğu vesaire vesaire

5 Haziran 2011 Pazar

söylü"yorum"


Bıraktıkça kendini hayatın akışına
Ruhuna gem vuran esaretin inadına
Sevgiyle bakmaya devam eder gözlerin
Yaşadığın sürece o anları hoyratça

Bakma, sakın ardında bıraktığın adlara
Hadi; sen de haykır aşkını İstanbul'a
Yer etmesin cevapsız sualler dimağında
Daha ne türküler yakılacak elif uğruna

Giderken dönüp bakabilir misin ardına
Yıkılmaksızın dört başı mamur edasıyla
Güvenmekten bıkmaz mısın içindeki umuda
Yanlışlar yapabilir misin inancın uğruna

Giden gider de kalan yelken açar yalnızlığa
Sadece kendisinin duyduğu nidalar arasında
Avunmayı öğrenir öğrenmesine de kabullenemez
Özenle kurduğu hayallerin hayat bulamamasına

Kapatmasına kapatır da o kapıları bilmez ki
Arkasında kalmıştır özenle büyüttüğü hayali
Yenisini açmaya yetmez kapatırkenki cesareti
Çünkü insan yenileyemez anca yineler kendini

Hayat sadece onunla değil; her solukta
Sen güzelce yaşamaya bak sade onu arama
Kimseyi de ortak etme içindeki yolculuğa
Ne ardına bak ne de ısmarlama aşklara...

2 Haziran 2011 Perşembe

Soruyorsun ya bana...


Güneş hergün lütuflarıyla doğar sanma
Her gülen yüze inanıp da sakın ha kanma
Soruyorsun ya bana ne istiyorsun  diye
Gül bahçesinde cehennem azabıyla yanma

Tutunmaya çalışma sağlam görünen her dala
Hele bir dur, bir düşün de önce bir anla
Soruyorsun ya bana nedir bu endişen diye
Dayanamam görünce gözlerinde bir damla

1 Haziran 2011 Çarşamba

YaRiM HaZiRaN


Photo by Mavinin Güncesi
Kimbilir kaç baharı birlikte uğurladık seninle...
Kimbilir kaç yazı karşıladık kan ter içinde...
İlhamısın ergenlik şiirlerimin, o ilk Haziran’dan beri...
Yaşgünlerimin fener alayı, ilkyaz günahlarımın tanığısın...
Tanığısın yüzüme düşen gözlerin, tenime değen ellerin...
Senle başlayıp, sende bitirdim bunca yılı...
Sendin hararetli yılsonu muhasebelerimin değişmez takvim yaprağı...
Tutkunum sana... sadık, itaatkar ve hayran.. ...
Yarim Haziran...!

Hasretle bekleyip iple çektim gelişlerini çoğu zaman...
Sen hep iki bahar arasında, hazlar zamanı çıkageldin; eteklerinde ilkyaz
coşkuları ve isyanlarla...
Haziranlarda aşık, haziranlarda pişman, haziranlarda ergen ol¤dum.
İşte burada yıllar yılı getirip, iadesiz taahhütsüz önüme atıverdiğin eski yaşlar... kimi hakkınca yaşanmış, kimi belki hiç yaşanmamış... kimi çocuk, kim genç, kimi olgun...
Her serin baharın ardından yaz kokulu yıldız müjdeler taşıdın bana... hararetli ve çıplak Temmuz akşamları vadettin... peşisıra hazan geldiğini hissettirmeksizin bir süre...
Gün oldu tomurcuk olup çiçek çiçek boy verdin; gün oldu şiddet yüklü bir öfke bulu¤tuna tutunup seller yağdırdın gecikmiş bahar dallarının üzerine... hazırlıksız... insafsız...
Öncesiz ve sonrasız aşklarda oyaladın beni...
Kimi gerçek, çoğu yalan...
Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi öğrettin...üzerine kırağı düşmüş beyaz bir gül kadar taze... bir o kadar kusursuz...
Anladım ki, Haziran'da sevmek yaman...
Yarim Haziran..!

Ocaklar kurdum sıcacık... Aşım, eşim, işim oldu katıksız, riyasız... Oğullar ve gecikmiş heyecanlar verdin bana...
Gidemediğimiz uzak denizleri çocuklarımıza isim yaptık... onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi...
Geride kırık dökük onlarca Haziran bırakarak karşıladık yarınları... Ve sen bağışladın hatalarımı yılsonu bilançolarında... Sorguda ele vermedin beni... Tanıyamadılar kimlik tesbitinde bedenimi, kalbimi...
Kimbilir kaç sırrı sakladın... kaçını ele verdin... o gecikmiş hesaplaşmalarda...
Sen ilkyazdan alıp güze açarken kapılarını... ben yazın sarhoşluğundan sonbahar serinliğinde aydım.
Seni beklerken kendime vardım.
Yadsıyamam: Sevildim ve sevdim çoğu.. zaman...
Müsebbibi sensin... Yarim Haziran...!

Kalbim büyüse de büyümedi içimdeki çocuk..
... ama zamanla olgunlaştı Haziranlarım
Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi...
Eski mektuplar ve sepya renkli fotoğraflarla dolu bir albümde hayatım... Haziran doğumlu...
Kulağımda bir şiir Hasan Hüseyin'den artakalan:
'"Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/yaralı bir şahin olmuş yüreğimi uy anam anam.../Haziran'da ölmek zor\"...
Lakin doğmak da zor Haziran\'da...
Yaz kapıyı çalsa da;
... biliyoruz sonu hazan...
Yine de seviyorum seni...
Yarim Haziran..!
Can Dündar