24 Ekim 2011 Pazartesi

bir yer var biliyorum...

kurşunlu 2009 















insanları olduğu gibi kabullenmeyi öğreniyorum sanırım gün geçtikçe.
gün geçtikçe anlıyorum bireyin bireyselliğini.
Ben nasıl kendi açımdan bakıyorsam olaylara başkaları da
kendi açılarından bakıyordur olgusu içinde
hayatın anlam bütünlüğüne karşı durmak yerine
arka çıkmayı becerebiliyorum artık.
Daha şeffaf, daha berrak artık herşey
soru işaretleri de azalıyor...
Şeritlerin sayısı azalıyor önümdeki yolun
ama önümdekilerin de arasına set kuruyorum nedense hala
yolun sonu nereye çıkar bilmiyorum ama her şerit azalışında
daha net bakabiliyorum sonuna.
Anın gerçekliğini sevmeye başladım.
Anı yaşayabilmeyi sevmeye bvaşladım.
Hal böyle olunca insanlardan da birşey beklememeye başladım.
Haa eksik olan şeyler yok değil hala ama
güzellikleri tünelin sonundaki ışığın saflığı gibi görebiliyorum artık.
Mavi daha bir mavi yeşilse hiç olmadığı kadar yeşil sanki
kıpkırmızı domateslerimi yetiştirebilmeme az kaldı bu mavi ve yeşiller arasında
doğa da gülümsüyor gibi sanki bana gri kentimde
gülümsüyor bana içten içe.
hava soğuk şimdilerde ama üşümüyorum nedense
doğa cesurca açmışken kollarını bana üşümüyorum ben de
doğanın bütünlüğüne bırakasım var kendimi
herşeyi barındırırken içinde bana da bir yer vardır haliyle
sadece bana ait olan bir yer ufak da olsa bana ait
benim ben olduğum, benliğimle bütünleştiğim
yalanlardan riyalardan uzak sessiz ve derinde bir yer
beni ben yapan herşeyle birlikte
görmedim daha önce böyle bir yer
çıkmadı karşıma okuduğum kitaplarda
sayfalarca ciltlerce anlatılanların arasında
betimlemelerin gölgesinde kişiselleştirmelerin çıkmazında
bulamadım ama şimdi daha bi eminim sanki
bir yer var biliyorum öyle bir yer var...
unuttuğum ilk harflerin sonrasında
gelenlerin oluşturduğu isimleri ardımda bırakarak
gitmek istiyorum sadece o yere

16 Ekim 2011 Pazar

yağmurun altında

photo by katsumoto
...
Yanıtsız bir yaşamdı erdemimiz
Herkes içindi ve kimse içindi
Okunmamış bir yazı, umudu doyuran,
Duaları düşünmek neye yarar
Kurgular tutuşturdu bacalardan.

Yirminci yüzyılı taşıdım
Tedirginliğimizin zorbalığıdır sanrılar
Ve tohumun beklenmedik gürültüsüyle
Çıplak su gibi yinelenir zaman
Gökyüzünde usumuzun dirliği
....
Yiminci yüzyılı yaşadım
Parlak suyunda boğulmuş sahipsiz
İnsan yeryüzünde durur, bulutlar
Bulutlar düşümüzde doludizgin
Soylu bir çılgınlıktı gündemimiz.
....
Mevsimler kurgularla oyaladı bizi
Tarlaya bırakılmış bir at gibi
Bağlı, yalnız ve özgür,
Umudumuz sabrın tutamadığı ırmak
Umutsuzluğumuz insan kalmak içindi.

Yirminci yüzyılı yaşadım
Dingin karştlıkların adını bulmalı
Sel gibi kuruyor yaşlılık, gençlik
Sanki melekleri gördük uzun saçları
Tanrının unutkan kuzgunu idik.

Nasıl unuturum ey doğa
Bana bir diyeceğin vardı, kalakaldım,
Vaktim yetmedi, ölüm kalım,
Bütün yüzyılları yaşadım
Vaktim yetmedi anlamaya.
...
Oysa ne cok gecmis var, ne cok zaman
Ne cok gelecek, ne az zaman
Benzerlikle karşılaştık, susalım,
Kapalı bir avuçtur sözcük
Neden açıp da sormak ister insan?

Sorup da dönenimiz yok.
....
dingin ol ruhum, belki uzaklarda
Bir yerde nicedir ilk dizeleri
Yaratılıyor acıklı destanımızın
Çağlar sonra hayranlıkla okunmak için
Belki benzer umursamazlığımız kahramanlığa.
....
Martılar gibi yağmurun altında

M.C.Anday

2 Ekim 2011 Pazar

ey aşk...


pervane gibi dönüp duruyorum.
başı sonu belli olmayan bir yolculugun icinde
dolasıp duruyorum amacsız bir basıma.
ne aradığımı bilmeden bulmaya çalışıyor gibiyim sanki
içimden biseyleri arıyorum icimde uzak olan biseyleri
içimde uzak olup uzaktaki yakını arıyorum yakınmış gibi bana benden.
belki de sende olanı arıyorum ey aşk belki de
belki ne bende ne sende olanı arıyorum
teslimiyet desen sende huzur desen geçmişte
kabul etmiyor gibiyim sanki gercek olduğunu bildiğim halde
hissediyorum varlığını ama uzaktan geliyor gibi sesin
çağırıyor gibisin beni ey aşk çağırıyor
sen çağırıyor gibisin de vekaletin hiç yakamı bırakmıyor
bırakmıyor lanet olası yalnızlık
razıyım her bedeli ödemeye her kefareti
tükenmesin umudum yeter ki